Ekim 2008Haberleri

anadolu seyahat ile seyahat

yillar yili otobus firmalariyla seyahat ederim. son yillarda da izmir-aydin arasina gidip geldim pek cok kere. genelde nilufer, metro ve ulusoy firmalariyla gerceklestirdim seyahatlerimi. bunlarda da en memnun kaldigim firma ulusoy’dur. gayet rahat otobusleri vardi.. ancak son ismir yolculugumda (ki bayramdaydi bu) bilet bulamadigim icin alternatif yollar aradim durdum. en sonunda da anadolu seyahat firmasindan bilet buldum.

adini ilk duydugumda lan dedim memleketteki bes bin otobus firmasindan birisidir bu kesin. allah bilir nasil bir sekilde yolculuk edecegiz. mecbur da hissettim kendimi gitmeye. cunku temmuz ayinda dogan yegenim lavinya duru’yu gormeyi cok istiyordum. kavacik’tan alacaklar beni diye anlastim acenteyle ve yolculuk aksami gectim, koprude beklemeye koyuldum. aklimda surekli O403 model otobusler vardi. anadolu seyahat ismine yakistirdigim otobus modeli de memleketimde en cok kullanilan otobus modeli olan O403 oldu. kavacik duragina otobus yaklastiginda apistim kaldim resmen. mega fotuna ile yanastilar yanima. heyecanla bindim ve orta kapidan iceri girdigim anda soke oldum. her koltukta ayri LCD display ve radyo olaylari gorunuyordu. yuuuhh dedim nedir bu boyle. hemen gectim ve bos olan koltuguma yerlestim. cam kenarindaki koltuk takintim bilmeden aldigim bilette de denk gelmisti. artik kusursuz yolculuga baslayabilirdim.

yolculuk oncesi arkadasim pertev emre’den iPod’unu istemistim o seyahat sikici gecmesin diye.. ama gerek kalmadi haliyle. sadece iPod kulakliklarini kullanmam yetti yol boyu.. hemen televizyon knallarini gezmeye basladim. uydu yayinlari ile ulusal kanallardan en bilindikleri yayindaydi. ayrica üç ayri kanal da sinema yayinliyordu. birisi yabanci filmleri, birisi turk filmlerini veriyordu. birisi de kafasina gore takiliyordu. turk filmi kanalinda babam ve oglum gosterimdeydi. yabanci kanala gectim bu filmin bendeki kotu anisindan dolayi. ve iste o anda apisikligin en buyugunu yasadim.. film efsane olan leon idi ve yeni baslamisti. jean rèno ve natalie portman ile enteresan bir ruh halinde bayag bir gittik. inanilmazdi ancak filmin sonunda yine aglamakli oldum. nerede oldugunu bilmedigim bir terminale geldik ve otobus tum koltuklarini doldurdu.
ben surekli film izleme coskusuyla onumdeki ekrana bakiyordum ki bu sefer de soz ve müzik diye bir film vardi. drew barrymore ablamiz ile hugh grant abimin oynadigi romantik komedi idi. cok keyifliydi bu da. sonrasinda da the martian child isimli cok begendigim ve daha evvel de keyifle izledigim bir film vardi. derken ben kendimi uyumak icin zorladim. bir saat donup durduktan sonra mola verdik. kamil koc tesislerinden birini ortaklasa kullana anadolu seyahat (ki pek cok kamil koc acentesini de ortak kullaniyorlar) cok dogru bir karar vermis. muthis bir tesisti. yemekleri de gayet guzeldi. susurluk ayrani ictim ve domates corbasi ile klasik olan tostlardan yedim. bir de yan tarafta alisveris olayi icin magaza vardi, oraya ugradim. pek bir sey almadim ama onceden calismalarimin ciktigi birkac dergiyi raflarda gorunce hosnut oldum durumdan.

oradan ciktik ve ben bu sefer radyo kanallarina bakayim dedim.
8 kanal radyo yayini vardi. birisi turk pop, birisi yabanci pop, birisi klasik, rock, falan filan derken en sonunda turku kanalini buldum. hani turku filan ama oyle boyle turkuler degil. album icin kaydedilmis, abuk sabuk seslerin oldugu sekilde degildi turkuler. erdal erzincan’in sesini anladim bir tek ama uc kisi muthis bir dinletiye imza atmislardi. uc baglama ve bir gitar ile soylenmis sarkilar. muthisti tek kelime ile. bu sefer de turkulerin guzelliginden oturu uyumadim.
derken kendimden gecer gibi olurken geldik izmir’e. bornova sapagini gorunce keyfim yerine geldi. bu sapagin bende cok fazla anisi var. gecenin bir saati fatih ile orada yalniz basina kalmamiz mi dersin, bir sabah ozkut’un beni orada g.t gibi birakmasi mi dersin.. ne ararsan var yani. otogara gittik yoldan gecip. beni alacak olan erdem insaninin telefonu bozulmus o aksam. ben de kimseye yuk olmayayim dedim. sabahin bu guzel saatinde gidip saat kulesini cekeyim istedim. bindim servise ve basmahane’de inip meydana kadar yurudum. fotograf cekmeye basladim ve bir saat kadar fotograf cektikten sonra erdem yanima geldi. boylece izmir bulusmasi baslamis oldu. erdem ile bir yere gecip kahvalti yaparken de ozkut geldi. cok ozlemisim lan ben bu adami.. askere gitti geldi, askerligi onunla beraber yaptim resmen. gulduk eglendik falan filan yaptik derken bu sekilde baslayan gun guzel sonuclandi. ben de aksam aydin’a gectim.

simdi nedir bunun etkisi diye dusunuyorum da, kesinlikle bu otobusun etkisi var bu iste. oyle rahat koltukta oyle keyifli seyahat etmisim ki, yolun nasil gectigini anlamadim. butun gece uykusuz kalmis bunyenin o gun bile coskun sekilde hareketli gecirmesi, surekli aktivite icinde olup yorulmamasi bu yolculuktaki keyfe baglidir bence.
gayet guzel oldu yani sonucta bu yolculuk. bundan sonraki yolculuklarimda da bu firmayi tercih edecegimi kesin ve net soylerim.
cunku ulusoy’un birkac otobusundeki konfor bu firmanin tum filosuna sirayet etmis durumda.

Yollandigi Zaman: Ekim 28th, 2008
Kategori: anı, ki$isel, saptama, yaşam
Yapiskanlar: , , , , , , , , , , ,
Lakirtilar: 1 Lakirti Var.

istiklal’de pandomim

her zaman makinayi yaninda tasimanin ne kadar onemli oldugunu anladigim gunlerden biridir.

istiklal caddesi’nde bir yukari bir asagi yurudugum bir donemdi. artik ne isim vardi onu hatirlayamiyorum ama tunel’e kadar inmistim. inerken yol kenarinda sag kisimda bir adam oturmus yuzunu boyuyordu. “nasil bir dilenme seklidir bu” diye gecirdim icimden. yuzunu boyamaya baslayan adamin ustu basi pek bir daginikti. sasirdim acikcasi. geri donus yoluna koyuldum ve onumde bir kalabalik belirdi. ne oluyor acaba seklindeki “türk merakimi” bastiramadim ve kalabaligin etrafinda turlamaya basladim. sonunda yuzunu gozunu boyamis bir pandomim sanatcisi oldugunu anlayinca hem cok sevindim hem de cok sasirdim.

sevinme sebebim, hep yabanci menseyli filmlerde sokakta yapilan bu sanatin icraasini gorup imrenmemdi. street art mevzuunun en islevsellerinden birisidir bence. ancak bunu anlayacak kisilere yapmak gerekirmis. iste bunu anladigimda uzuldum. sanatcinin etrafina toplanan kalabalikta zipciktilik yapan birkac kendini bilmez ya da nasil tarif edilir bilmem, edepsiz kisiler peydah oldu. sanatcinin isini yapabilmesini engellemek icin ellerinden geleni yaptilar resmen. belli ki kurguda uzun soluklu duraksamalar, belirli araliklarla yapilan hareketler vardi. buna musade etmeyen sabirsizlikta (ya da terbiyesizlikte) berkac genc (yaslari en fazla 17′dir) sanatcinin kiyafetinden cekmeye, elindeki cicegi almaya calistilar. bu anlamsiz eylemlerinde sanatcinin sinirlendigi gozlerinden belli oluyordu ancak oyununu hicbir sekilde bozmadi. gayet istikrarli sekilde surdurdu.

elinde gorulen o cicekle insanlara dokunup geri cekildi ve bir sure hareketsiz kaldi. ara sira gozune kestirdigi kisileri yanina cagirarak onlara seker verdi. gayet eglenceli bir aktiviteydi ama bunu yasayabilene..

cok gecmeden cocuklarin yerini bir adam aldi. kendisi de gayet dikkat cekici giyimli birisiydi ve tam pandomim sanatcisinin onune gelip etrafin dikkatini kendi uzerinde toplamaya calisti. sanatcinin yaptigi hareketleri tekrarladi, elinden tutmaya calisti falan filan. yaptigi her ani hareketle ya da kendince muzurlukla ilgi cekmeyi basardigini sanip izleyicilerin tepkisine bakindi. etrafi arayan gozlerle inceledi. sanki birisinin onun bu tavrini alkislayacagini ya da en azindan onun tavrindan eglenecegini sanar gibi. iste bu arayis anlarindan birinde yakalamistim.

uzuldum acikcasi bu duruma. sanatci isini yapamadi. benim de bu dongude olay artik kisira donunce oradan gitme vaktim geldi. gitmeden makinami yanimda tasimis olmam ise yaramisti. bir arkadasim istiklal’de gezerken pandomim sanatcisina rastlasa da emrah kap makinani gel dese inanmazdim. guzel denk geldi yani. cekebildiklerimden bazilari asagidaki gibidir.

Yollandigi Zaman: Ekim 15th, 2008
Kategori: anı, fotoğraf, ki$isel, kültür - sanat, yaşam
Yapiskanlar: , , , ,
Lakirtilar: Lakirtisiz.

ceBit eurasia fuarindan

memleketin en saglam fuarlarindan birisidir cebit. katilan sirketler, standlariyla hem teknolojilerini duyurur, hem yeni musterilere ulasmaya calisir, hem de fuardaki gorselleriyle bilinirliliklerini arttirmaya calisirlar.

ben de bu muthis fuara bir katilimci icin stand hazirladim. cok sancili bir surecti bu musterimin standini hazirlamak. bilgisayardaki stand gorunumunden pek hazzetmemistim ancak persembe gunu ceBit’e gittigimde giydirilmis tasarimin goze hos geldigini gordum. hatta cok hos geliyordu. is, sorunsuz sekilde basilmis, uygulama gayet guzel yapilmisti. e bir tasarimci da bundan baska bir sey isteyemez sanirim. musterim de memnun olmustu, bende. bu, her alisveris olayinda istedigimiz bir seydir.

standimi fotografladim ve fuardaki son gorunumunu kaydedip artik ceBit’i gezmenin zamani geldigine inandim.

bir arkadasim türktelekom’da calisiyor (ki bu yaziyi okuyan pek cok kisi de o arkadasimi taniyordur) bana standa gitmemi soylemisti onceki gun konustugumuzda. hatta fuar programini mailime yollamisti. titan isimli robottan, cenk ve erdem geyik ilahlarindan ve mahser-i cumbus’un standda gosteri yaptigindan bahsetmisti. e olay mahser-i cumbus olunca benim yerimde durmam pek mumkun degildi. bir kere dilek celebi hayrani olmam zaten ayaklarimi kendiliginden telekom standina cekti.

telekom standina giderken, turkcell standina da ugradim. turkcell ki teknolojisiyle ve imkanlariyla benim oldum olasi api$ip kalmami saglamistir. turkcell standindan gecerken varolan en buyuk olayin sahne ve arkasinda kocaman bir ekran oldugunu gordum. sahne de bostu. o sirada kalabalik dolasiyordu anlamsizca.

ilerleyerek telekom standina vardim ama o ne varis oyle. cidden ihtisamli bir stand yapmislar ve avea ile birlikte neredeyse 7. salon’un yarisini kaplamislardi. ortada kocaman bir sahne vardi ve yarim saatte bir baska bir gosteri basliyordu. bu acidan cok hos ve cekici bir yer halini almisti. ayrica bir koseyi kapatmalari da kuru kalabaligi engeller nitelikteydi. yani ortada amacsizca dolanan degil de, bu standi gercekten merak eden ve gormek isteyen gidiyordu.

iste ben de bu standa gittigimde robot titan’in gosterisinin baslayacagi anons edildi. bu titan denen robot, wll smith’in i-robot isimli filminin galasinda bile gosteri yapmistir. tam titan’in gosteri alaninin onundeki izleyicilerden birisiydim ve titan şovuna basladi.ben de cekebilecegim kadar fotograf cektim.

gercekten urkutucu hareketleri vardi. hareket ettiginde cikarttigi havali kompresor sesi ve uzerine uzerine gelmesi beni korktumadi desem yalan olur. iki kere ustume geldi ve benimle sakalasti. o sirada nasil oldu da altima scmadim bilmiyorum. sonucta boyle bir teknolojiyle muhattap olmak keyifliydi.


sonrasinda bu gösteri bitti ve ben bir sonraki aktiviteye kadar fuari gezinmeye devam ettim. kucuk buyuk standlara bakindim, birkac gun evvel televizyondan izledigim neonode isimli telefonun standina gittim. tek elle kullanilabilen full dokunmatik ilk telefon olan neonode ile ilgili oradan daha detayli bilgi edindim. kullanimi pek keyif vermedi ama neticede is gorebilecek bir urun gibi duruyor.

sonrasinda cenk ve erdem’in padquiz isimli gosterisini izlemeye gittim. gec gittigim icin yarismaya katilacak padlerden alamadim ancak yine sahnenin onunde cenk ve erdem geyigini izlemeye nail oldum.

yine klasik geyikleriyle ve cenk’in zekasina karsi erdem’in cirpinislarina goz gezdirdikten sonra sorulari ve cevaplari ile oyun tamamlandi ve bu gosteri de sona erdi. sonrasinda avea’nin gosteri icin getirdigi yunan menseyli bir ekip cikti ve muthis bir dans gosterisi sergilediler. o gosteride de fotograf cektim ancak fotograf eklemek uzu is. ekledigim birkac tane ile idare edin.

derken zaman gecti ve mahşer-i cümbüş’ün sahne zamanı yaklaştı. baktim ki bizim ekip sahne yaninda takiliyor ve ben hemen gidip dilek’in yanina vardim. daha evvelki muhabbetlerimizden artik iyice asina oldugunu belli etti ve gulumseyip cana yakin bir sekilde operek hosgeldin dedi. bu sicak tavri ilk konusmamizdan beri vardi ve artik daha bir hosuma gidiyordu. en azindan surekli bir seyler konusan iki arkadas gibi olmak cok daha keyif verici olmustu.. hayalhane’yi 17 ekim’de acacaklarindan, 18 ekim’de ise aninda goruntu show’a baslayacaklarindan bahsetti ve yayina davet etti. studyonun uzak oldugundan dem vurdum ama gitmek icin can attigimi soyledim. konusmanin ortasinda erkek arkadasi geldi ve onunla tanistirdi beni. en azindan yakisiyor olmalari mutluluk verici =) biraz da eniste bey ile muhabbet ettikten sonra sahneye cikma zamanlari gelmisti. hadi dedim oyununuzu oynayin, ben gidecegim. “aa izlemeyecek misin” diye sorunca “sizi izlemeden suradan suraya gitmem” dedim ve yine sahnenin en onundeki yerimi aldim.

ceBit’deki oyun gormati, her sahneye cikislarinda bir tur oynama seklindeymis. benim denk geldigim gunun son oyununda cibirca uzman turu yapilacakti ve gruplar ayrildi. ayhan, dilek ve burak mahşer ekibi, ayhan, özlem ve ayça’da cümbüş ekibini olusturdular ve mahser ekibi ilk oyunu oynamak icin yerlerini aldi. uzmanimiz dilek olacakti ve burak dilek icin bir uzmanlik alani istedi. izleyicilerden cesitli yonelim geldi ancak klasik dusuncenin onune gecilemedi. motor uzmani, araba uzmani filan gibi seyler soylendi. burak  tam benim arkamdaki adama mikrofon uzatti ve bir uzmanlik alani sordu. yine pek begenilmedi. ben de elimi uzatarak patik örme uzmani olsun dedim. bunu duyunca tüm ekipte bir gulumseme oldu ve burak tamamdir dedi, bunu oynuyoruz. o anda sana bir hediyemiz var dedi ve arkamdaki gorevli arkadas hemen onume turktelekom karton torbasi icinde guiness rekorlar kitabinin 2009 3d basimli halini birakti. tesekkur ettim ve oyunu izlemeye basladim. dilek yine muthis bir performans sergiledi, ayhan tercume etti, oyun bitti.

sonrasinda burak bana dondu ve sen mi soylemistin bu turun yonelimini dedi. evet dedim ve sana bir hediyemiz var, sahneye cik dedi. ellerimi uzattin ve platformdan beni sahneye cekti. elimde fotograf makinasi, sirtimda tikabasa dolu cantam ile mahşer-i cümbüş sahnesindeydim. buyuk bir heyecan yasadim o anda. inkar etmek anlamsiz olur. beraber bir oyun oynayacagimizi sandim ve bayagi bir sevindim. ancok oyle olmadi. sana bir hediyemiz var dediler yine, ben hediyemi aldim dedim ancak o anda özlem bizde hediye bitmez dedi gayet sevimli sekilde. ben de tiyatral sekilde “ay kiz vallahi mahcup ediyorsunuz beni” seklinde bir cevap verdim. “ne geregi vardi ayoool” diye devam ettim. ozlemle karsilikli gulustukten sonra burak yine elinde turktelekom karton torbasiyla ama daha buyuk ebatlisiyle yanima geldi. seyircilere dondugumde hatri sayilir bir kalabalik oldugunu farkettim ve yine heyecan dalgasi sardi beni. burak, “sana turktelekom’dan guzel bir hadiyemiz var. asus eeepc hediye ediyoruz dedi. bilgisayarin hayirli olsun dedi” ve ben o anda yamulup kaldim. yahu nasil olur diyemedim, uzattigi torbayi aldim ve burak icinden eeepc kutusunu cikarip seyircilere gosterirken ben de berkac kere tesekkur ettim. burak’in elini sıktım. arkama dondum ve dilek ile goz goze geldim. ona tekrar tesekkur ettim, elini sıktıktan sonra sahnenin arkasindan merdivenlerden indim. hemen inerken bir hanimefendi “o torbada bir form var, doldurursaniz sevinecegiz” dedi ve sadece adimi soyadimi yazip imzami atmam yetti formu doldurma konusunda.


yine sahnenin onundeki yerimi aldim ve cümbüş ekibinin oyununu tamamlamasini izledim. oylamalar yapildi ve mahşer ekibi kazandi. olay tamamlandi. seyirciler dagilirken beni goren herkes hayirli olsun, vaay kaptin hediyeyi gibi seyler soylediler. tesekkur edip oradan ayrildim.

boylece minilaptop sahibi olmustum. artik eve donme zamani gelmisti cunku fuarin kapanmasina cok az bir zaman kalmisti ve kapandiktan sonraki cikis kalabaligini dusunmek beni bayagi bir gerdi. hemen cikip direk kadikoy otobusu buldum ve oturdum. bu sene ceBit bayagi keyifli gecti yani benim icin. hem is olarak, hem de armagan olarak kazandim. en yakin zamanda hayalhane’de dilek’i izlemeye gitmeliyim diye dusunuyorum simdi. gidip su kurs olayini bir daha konusayim.

asus ee pc gorselleri, logolar ve ttstand isimli gorseller haric tum fotograflar bana aittir.

Yollandigi Zaman: Ekim 12th, 2008
Kategori: anı, fotoğraf, internet, , ki$isel, reklam, teknoloji, yaşam
Yapiskanlar: , , , , , , , , , , , ,
Lakirtilar: Lakirtisiz.

discipline – ölümsüz

Kendi Ölümünüze Tanık Olsaydınız, Hayatınızın Geri Kalanını Nasıl Yaşardınız?

D&R da kitaplar arasinda bogulmu$ gezinirken gozume ili$en kitapta bu ba$ligi gordukten sonra aptal oldum. derhal arka kapagi incelemeye ba$ladim. $u kismi okuduktan sonra bu benim olmali, bunu okumaliyim diye ic gecirmeye ba$ladim.

Daha 18 yaşında basmadan ailesinin tüm fertlerini yitiren Douglas Cole, hayatta yapayalnız kalır. Yakasına yapışan hayaletleri, aklını kaçırdığını sanmasına sebep olan sanrıları ve tam olarak anlayamadığı doğa üstü yetenekleri saymazsak….

Borsada varını yoğunu kaybedip, dibe vurduktan sonra, hayatı tam da kararacağı noktada yepyeni bir düzlemde aydınlanacak, Dougles Cole sadece kendi hayatını değil, tüm dünyanın kaderini değiştirecektir.

kitabin ilk sayfalarinda aman yarabbi constantine senaryosunda ne isim var benim tepkisi verdim. sanki o hirlayarak konusan adam, constantine’deki peter stormare‘in canlandirdigi seytan karakteriydi (gerci cok karizmatikti bizim seytan. tertemizdi ama olsun. aklimdan gecen ilk piskopat karakter o oldu)..

Musluktan küvete bir su damlası aktı, düşmesi milyonlarca yıl sürdü. Sonra ihtiyar adam kayboldu, rüzgârından geriye yalnızca bir duman çizgisi kaldı.

Ellison’un cesedine bakarken bir parçam da onunla birlikte ölüyordu. Bir damla gözyaşı gözümden süzülürken yüzüm ürperdi. Onlarca yıldır ilk kez ağladığımı düşündüm, yüzüme dokundum ve parmağımın ucundaki ıslaklığa şaşkınlıkla baktım. Acaba hiç hazır olabilecek miydim? Gerçek, ezici ağırlığının bütün kuvvetiyle üzerime çöktü. Sanki başka bir seçeneğim varmış gibi…

Başımı geriye atıp gözlerimi kapadım, derin derin nefes alarak boşluğa düştüm.

birkac sayfa sonra normal seyreden bir roman havasina gectik. dougles’i, babasini, annesini, cok sevdigi kardesini ve  pek bir begendigim karakter olan jack’i tanidim. kardesi thomas’in siddetli astim krizleri yuzunden -ve annesinin asiri ilgisizliginden- korumaci bir kimlige burunmus, gayet sevimli bir cocuk ile sayfalar akip gitti. derken kardesinin siddetli astim krizi hayatini kaybetmesi ve onu tekrar yasama dondurmesi gibi bir olay oldu. cabucak gecistirildi bu. ilerleyen sayfalarda kardesiyle nehir kenarinda bir kopek ile oynarken es kaza kopek boguldu ve sonra bir sekilde onu da hayata dondurdu ama ne oldugunu ve nasil oldugunu kendisi de anlayamiyordu. bu konular ile ilgili bir daha konusmadi. annesi ve babasi bosandi, kendisi bir ise basladi, bir gun babasi ve kardesi trafik kazasi gecirdi ve en sevdiklerini kaybetti.. annesini de bir gun odasinda intihar etmis bulunca kismesi kalmadi ve jack ile beraber (pete de var burada. göt kafayi es gecmeyelim) daha cok vakit gecirmeye basladi. o arada kimyasallar kullanmaya alisti vs. vs.

tumden bir cokus ve en dipten dunyayi degistirmeye kadar giden bir oyku. tek sorunum, bazi yerleri gereksiz anlatmis gibi dusunmem. ancak okudukca onlarin da gerekliligi ortaya cikiyor. empati akiciliginda bir kitap yazmis paco ahlgren. okumanizi tavsiye ederim.

Bütün sesler dindi.

Uzun, yağlı, kırlaşmış siyah saçları karman çorman bir şekilde omuzlarına kadar inen ihtiyar adamın boş ve nefret dolu siyah gözlerine bakakalmıştım. Elinde ucu kıvrık uzun bıçağı vardı ve yavaşça sallıyordu: ‘‘Merhaba Şifacı.’’

Yollandigi Zaman: Ekim 8th, 2008
Kategori: ki$isel, kitap, kültür - sanat
Yapiskanlar: , , , , ,
Lakirtilar: Lakirtisiz.