‘kültür - sanat’ Kategorisi Icin Bulanan Haberler

morphosis streetart/graffiti/painting

streetart istanbul tarafindan düzenlenen ve Kooridoor Çağdaş Sanat tarafindan desteklenen bir sergi bu.

isin icinde yine büyük adam pertev emre tastaban var elbete.

morphosis

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan ve farklı alanlarda çalışmalar üreten sanatçılar, 12 Haziran günü Banker Han’da bir araya gelerek 600m2′lik bir alanda işlerini sergilemeye basladilar.
Mekanı ziyaret edenler, şimdiye kadar sokakta karşılaştıkları graffiti ve stencil örneklerini bir arada gördüler.

Mekan, ay boyunca ziyaretçilere açık olacak.
Banker Han İstanbul’da Osmanlı döneminde, devlete borç veren Galata bankerlerinin konuşlandığı sokakta yer almaktadir. Banker Han, bugün boş ve kullanılmayan bir mekandır ve morphosis etkinligi sayesinde yasayan bir mekana donusmus durumdadir.

mekandaki calismalarin fotograflarini cektim ancak simdi galeri yapabilecek durumda degilim.

bir tanevardi secip uzerinde oynadigim, onu ekleyeyim hemen.

angel - a

ilerleyen gunlerde diger cektigim fotograflari galeri olarak bu girdiye eklerim diye umuyorum. allah’tan umut kesilmez tabi.

ayrica bu sergiyi gormenizi de kesinlikle oneriyorum.

Yollandigi Zaman: Haziran 15th, 2009
Kategori: fotoğraf, , kültür - sanat, mekan
Yapiskanlar: , , , ,
Lakirtilar: Lakirtisiz.

başarımı karılarıma borçluyum

bir aziz nesin eseri olan bu oyun ege üniversitesi fen fakültesi tiyatro topluluğu tarafından sahnelenecek.

oyun icin bu toplulukta olan eski bir arkadasim benden afis yapmami rica etti. daha evvel yine bu topluluk icin arthur miller‘in yazdigi orkestra isimli oyun icin bir afis tasarimi yapmistim.

gelen brief su sekilde

Aziz Nesin -Başarımı Karılarıma Borçluyum

Anadolunun bir köyünden çıkan topal bir adam Ziya..
Oyun bir koşu sahnesiyle başlıyor.
Vatan millet gazetesinin 60 yaş koşusu.. Ziya birinci geliyor, gazeteci soruyor nasıl kazandınız?
Adamın cevabı “başarımı karılarıma borçluyum”

Ve oyun burdan sonra başlıyor. Ziyanın başından geçen evlilikleri görüyoruz.
İlki başlık parasıyla oluyor, ikincisi gazeteden evlilik ilanı ile, üçüncüsü görücü usulü, 4 içgüveysi….
aklına gelen her komik sahne

bunun uzerinde calistim, aklima gelen bir tasarimi uyguladim. ancak tabi her tasarimda oldugu gibi gozlerini kapattiginda gordugun eseri, normal hayatta islem tamamlandiktan sonra goremeyebiliyorsun. bir de zaman sorunu olunca insanin ne yapacagini bilemeyebiliyor bazen.

yine oyle oldu ancak bir umut diye gonderdim. sonucta dedigim gibi cok zaman yoktu calisma icin.  hasili, o afisi arkadasim begenmeyince yeni arayislara giristik. kendisi birkac fikir onerdi, birkac gorsel bulmus, onlardan bahsetti derken benim gozume bir tasarim ilisti. ben de fikir ile uyumlu olan bu afisi arkadasimla paylastim. hosuna gidince kendimce yamultup, duzenleyip, degistirip, cizip karalayip yeni bir sey yarattim.

dun aksam da afisi arkadasa gonderdim sonunda. buyrunuz;

sabah da ablam gelmis, kalkin ailecek kahvaltiya gidiyoruz diyerek yataktan yaka paca kaldırdı beni.

ancak benim uyanma seklim cok enteresan.. ne yaptiysa gozumu acmadim da “emrah yatarken giydigin coraplardan birisi siyah digeri gri” diyince direk gozerimi acip ayaklarima baktim. evet keklenmistim gercekten. zar zor giyinip bindim arabaya, gittik abrahampasa korusuna. fotograf makinam da yanimda tabi.. belediye tum koruyu lalelere bezemis sagolsun. tum beykoz koruya gittigi icin her kosede yuzlerce lale.. muhtemelen emirgan korusu da oyledir. birkac kare cektim tabi.

Yollandigi Zaman: Nisan 11th, 2009
Kategori: kültür - sanat, tasarım
Yapiskanlar: , , , , ,
Lakirtilar: Lakirtisiz.

nerde o eski bayramlar

her bayramda duymaya alıştığımız laftır bu. eskiden daha başkaymış belli ki.

yarin bayram ve yine yarin bu cumle mutlaka sarfedilecek birileri tarafindan. ben de zamaninda soylemistim elbette. ancak benim soylemim diyalogal idi. (diagonal demek istedim, baktim sacma olacak ben de diyalogal dedim ne var? )

-nerde o eski bayramlar ismail efendi?
-nerde nazif bey
-ne bileyim yahu.. gecen gün komidinin üstüne koymuştum, şimdi bulamıyorum
-iyice bunadın sen nazif bey
-yok yok bulamadım.. bi bulsam nereye koyduğumu..
-vohaa kelime oyununa bak..

(daha fazla…)

Yollandigi Zaman: Aralık 7th, 2008
Kategori: anı, fotoğraf, güldürü, kültür - sanat, saptama
Yapiskanlar: ,
Lakirtilar: Lakirtisiz.

istanbul sanat fuari ve kitap fuari baskini

bilen arkadaslar icin “aa super bir fuardir” etkisi, bilmeyenler icin de “amaan cok da $eyimde” tepkisi olusturacak bir yazidir bu. bastan soyleyeyim.

pertev emre tastaban (nam-ı diğer pet05), ulas celik (nam-ı diger mateman) ile birlikte sanat fuarina baskin duzenledik. fuar küratorlerinden denizhan bey bir aksam emre’yi aradi. konusmadan sonra emre’de muthis bir sevinc patlamasi filan vardi. “abi ne oldu” dedigimde hoppidi huppidi oyunlar esliginde sanat fuarinda yer alacagim dedi. ista o an gozler cakmak cakmak oldu bende.

emre abi benim icin cok onemlidir. tasarim dunyasina gecisim O’nun sayesinde olmustur. benim yeni bir hayat cizmemi saglayan, icimdeki tasarimcinin disa vurumunu gerceklestiren kisidir. ne yaparsam O’na sormaya calisirim, ne yapacaksa beni de planina dahil etmeye calisir emre. son donemlerde emre art direktorlugu birakip sokak sanatina yonelmisti. grafiti ve stencil olayinda kendini ifade etmeye basladi. beyoglu’nun her yerinde emre’nin kopeklerini gorebilirsiniz.

gelen telefonda bu karakterlerin fuara saldirisi gibi bir konu islenecekmis. ancak herkes gibi tum sanat galerilerinin oldugu gibi gunduz degil, aksam fuarda kimse kalmadiginda gerceklesecek diye konusuldu. yani sabah fuara gelen galeri yetkilileri $ok olacaklar cunku olur olmaz her yerde tepkisel yaratiklar sticker halinde yapistirilmis olacakti.

6 kasim persembe’yi 7 kasim cuma’ya baglayan gece tuyap’a gittik ve saldiriya basladik. onceki gece tespit edilen yerlere yapistirilacak stickerlar o gece buyuk coskuyla ve icindeki cocugu ortaya cikaran abilerle etneresan bir hal aldi ve fuarin her yerine yayildi. sanat fuarini becerince kitap fuarina gectik. ancak orada belli basli kitabevlerine saldiri oldu. kitap fuarinin tamamina yayilmadi saldiri. ben genel olarak saldiri durumlarini fotograflama gorevine sahiptim. pek cok fotograf cektim.

bu guzel organizasyon ve muthis keyifli aktivite dunyada ilk kez yapiliyor.

yani herhangi bir fuara legal – illegal sanat bombalamasi ilk defa yapildi. bu da haber olmaliydi elbette.

sabah gazetesi benim aksam cekip sabah guvenlik gorevlilerine biraktigim flash bellek ile gorselleri alip kultur sanat sayfasinda haber yapmisti :)

Sanat fuarında ‘korsan eylem’

Tüyap tarafından düzenlenen 18. İstanbul Sanat Fuarı, ilgi çekici olaylara sahne olmayı sürdürüyor. Bu kapsamda önceki gün de, Sanat Fuarı’ndan Kitap Fuarı’na yönelik ilginç bir sanat eyleminin gerçekleştiği gözlendi. Buna göre fuar koridorlarında, belli yayınevlerinin stantlarına üzerinde sinek ve fare ile böcek resimleri bulunan çıkartmaların, espri duygusu yüksek, ancak ismi bilinmeyen bir sanatçı veya grup tarafından habersizce yapıştırıldığı görüldü. Kimi yayınevleri ve görevliler, ’sanat fuarı’ndan sızdığı aşikâr olan bu çıkartmaları yerinden sökmeye çalıştı, kimisi ise beğendi ve hiç dokunmadı.

Sanat ve kitap fuarı alanlarına çıkartma yapıştıran kimliği belirsiz sanatçı veya gruplar, gündemi belirledi.

haberin asli icin tiklayiniz.

sonucta keyifli bir olaya imza attik. o gun butun fuar bizden bahsetmis. fuarin kapanis gunu gittigimizde tanistirildigimiz kisiler “o stickercilar siz misiniz” diye konusmuslardi. e bizim icin sevindirici oldu tabi..

Yollandigi Zaman: Kasım 11th, 2008
Kategori: anı, dijital sanat, fotoğraf, , kitap, kültür - sanat, tasarım
Yapiskanlar: , , , , , , , , ,
Lakirtilar: 1 Lakirti Var.

istiklal’de pandomim

her zaman makinayi yaninda tasimanin ne kadar onemli oldugunu anladigim gunlerden biridir.

istiklal caddesi’nde bir yukari bir asagi yurudugum bir donemdi. artik ne isim vardi onu hatirlayamiyorum ama tunel’e kadar inmistim. inerken yol kenarinda sag kisimda bir adam oturmus yuzunu boyuyordu. “nasil bir dilenme seklidir bu” diye gecirdim icimden. yuzunu boyamaya baslayan adamin ustu basi pek bir daginikti. sasirdim acikcasi. geri donus yoluna koyuldum ve onumde bir kalabalik belirdi. ne oluyor acaba seklindeki “türk merakimi” bastiramadim ve kalabaligin etrafinda turlamaya basladim. sonunda yuzunu gozunu boyamis bir pandomim sanatcisi oldugunu anlayinca hem cok sevindim hem de cok sasirdim.

sevinme sebebim, hep yabanci menseyli filmlerde sokakta yapilan bu sanatin icraasini gorup imrenmemdi. street art mevzuunun en islevsellerinden birisidir bence. ancak bunu anlayacak kisilere yapmak gerekirmis. iste bunu anladigimda uzuldum. sanatcinin etrafina toplanan kalabalikta zipciktilik yapan birkac kendini bilmez ya da nasil tarif edilir bilmem, edepsiz kisiler peydah oldu. sanatcinin isini yapabilmesini engellemek icin ellerinden geleni yaptilar resmen. belli ki kurguda uzun soluklu duraksamalar, belirli araliklarla yapilan hareketler vardi. buna musade etmeyen sabirsizlikta (ya da terbiyesizlikte) berkac genc (yaslari en fazla 17′dir) sanatcinin kiyafetinden cekmeye, elindeki cicegi almaya calistilar. bu anlamsiz eylemlerinde sanatcinin sinirlendigi gozlerinden belli oluyordu ancak oyununu hicbir sekilde bozmadi. gayet istikrarli sekilde surdurdu.

elinde gorulen o cicekle insanlara dokunup geri cekildi ve bir sure hareketsiz kaldi. ara sira gozune kestirdigi kisileri yanina cagirarak onlara seker verdi. gayet eglenceli bir aktiviteydi ama bunu yasayabilene..

cok gecmeden cocuklarin yerini bir adam aldi. kendisi de gayet dikkat cekici giyimli birisiydi ve tam pandomim sanatcisinin onune gelip etrafin dikkatini kendi uzerinde toplamaya calisti. sanatcinin yaptigi hareketleri tekrarladi, elinden tutmaya calisti falan filan. yaptigi her ani hareketle ya da kendince muzurlukla ilgi cekmeyi basardigini sanip izleyicilerin tepkisine bakindi. etrafi arayan gozlerle inceledi. sanki birisinin onun bu tavrini alkislayacagini ya da en azindan onun tavrindan eglenecegini sanar gibi. iste bu arayis anlarindan birinde yakalamistim.

uzuldum acikcasi bu duruma. sanatci isini yapamadi. benim de bu dongude olay artik kisira donunce oradan gitme vaktim geldi. gitmeden makinami yanimda tasimis olmam ise yaramisti. bir arkadasim istiklal’de gezerken pandomim sanatcisina rastlasa da emrah kap makinani gel dese inanmazdim. guzel denk geldi yani. cekebildiklerimden bazilari asagidaki gibidir.

Yollandigi Zaman: Ekim 15th, 2008
Kategori: anı, fotoğraf, ki$isel, kültür - sanat, yaşam
Yapiskanlar: , , , ,
Lakirtilar: Lakirtisiz.

discipline – ölümsüz

Kendi Ölümünüze Tanık Olsaydınız, Hayatınızın Geri Kalanını Nasıl Yaşardınız?

D&R da kitaplar arasinda bogulmu$ gezinirken gozume ili$en kitapta bu ba$ligi gordukten sonra aptal oldum. derhal arka kapagi incelemeye ba$ladim. $u kismi okuduktan sonra bu benim olmali, bunu okumaliyim diye ic gecirmeye ba$ladim.

Daha 18 yaşında basmadan ailesinin tüm fertlerini yitiren Douglas Cole, hayatta yapayalnız kalır. Yakasına yapışan hayaletleri, aklını kaçırdığını sanmasına sebep olan sanrıları ve tam olarak anlayamadığı doğa üstü yetenekleri saymazsak….

Borsada varını yoğunu kaybedip, dibe vurduktan sonra, hayatı tam da kararacağı noktada yepyeni bir düzlemde aydınlanacak, Dougles Cole sadece kendi hayatını değil, tüm dünyanın kaderini değiştirecektir.

kitabin ilk sayfalarinda aman yarabbi constantine senaryosunda ne isim var benim tepkisi verdim. sanki o hirlayarak konusan adam, constantine’deki peter stormare‘in canlandirdigi seytan karakteriydi (gerci cok karizmatikti bizim seytan. tertemizdi ama olsun. aklimdan gecen ilk piskopat karakter o oldu)..

Musluktan küvete bir su damlası aktı, düşmesi milyonlarca yıl sürdü. Sonra ihtiyar adam kayboldu, rüzgârından geriye yalnızca bir duman çizgisi kaldı.

Ellison’un cesedine bakarken bir parçam da onunla birlikte ölüyordu. Bir damla gözyaşı gözümden süzülürken yüzüm ürperdi. Onlarca yıldır ilk kez ağladığımı düşündüm, yüzüme dokundum ve parmağımın ucundaki ıslaklığa şaşkınlıkla baktım. Acaba hiç hazır olabilecek miydim? Gerçek, ezici ağırlığının bütün kuvvetiyle üzerime çöktü. Sanki başka bir seçeneğim varmış gibi…

Başımı geriye atıp gözlerimi kapadım, derin derin nefes alarak boşluğa düştüm.

birkac sayfa sonra normal seyreden bir roman havasina gectik. dougles’i, babasini, annesini, cok sevdigi kardesini ve  pek bir begendigim karakter olan jack’i tanidim. kardesi thomas’in siddetli astim krizleri yuzunden -ve annesinin asiri ilgisizliginden- korumaci bir kimlige burunmus, gayet sevimli bir cocuk ile sayfalar akip gitti. derken kardesinin siddetli astim krizi hayatini kaybetmesi ve onu tekrar yasama dondurmesi gibi bir olay oldu. cabucak gecistirildi bu. ilerleyen sayfalarda kardesiyle nehir kenarinda bir kopek ile oynarken es kaza kopek boguldu ve sonra bir sekilde onu da hayata dondurdu ama ne oldugunu ve nasil oldugunu kendisi de anlayamiyordu. bu konular ile ilgili bir daha konusmadi. annesi ve babasi bosandi, kendisi bir ise basladi, bir gun babasi ve kardesi trafik kazasi gecirdi ve en sevdiklerini kaybetti.. annesini de bir gun odasinda intihar etmis bulunca kismesi kalmadi ve jack ile beraber (pete de var burada. göt kafayi es gecmeyelim) daha cok vakit gecirmeye basladi. o arada kimyasallar kullanmaya alisti vs. vs.

tumden bir cokus ve en dipten dunyayi degistirmeye kadar giden bir oyku. tek sorunum, bazi yerleri gereksiz anlatmis gibi dusunmem. ancak okudukca onlarin da gerekliligi ortaya cikiyor. empati akiciliginda bir kitap yazmis paco ahlgren. okumanizi tavsiye ederim.

Bütün sesler dindi.

Uzun, yağlı, kırlaşmış siyah saçları karman çorman bir şekilde omuzlarına kadar inen ihtiyar adamın boş ve nefret dolu siyah gözlerine bakakalmıştım. Elinde ucu kıvrık uzun bıçağı vardı ve yavaşça sallıyordu: ‘‘Merhaba Şifacı.’’

Yollandigi Zaman: Ekim 8th, 2008
Kategori: ki$isel, kitap, kültür - sanat
Yapiskanlar: , , , , ,
Lakirtilar: Lakirtisiz.